22 Ocak 2013 Salı

Toprağın Çocukları filminde okunan şiir

Gün aydınlık olmalı,
Böyle mavi, derin
Ve gelse de gece
Ne bize işler ne yüreğimize
 Bizden geriye kalacak olan
Bu bozkırdan  sonsuz yeşile
Bu uçtan en köşeye
Dilimizden heceye
Vicdanımızın kudretidir
Biz enstitütülüyüz
 Kökü topraktan ayırmayan
İşi ustadan koparmayan
Ekini tarladan gelen
Sesini hürriyetten alan
 Yüzyıl geçse de kuracağız
Yepyeni bir ülke
Bozkırdan medeniyete...

   Filmi izlemeyenlerin en kısa sürede izlemelerini tavsiye ederim, izleyenler şiiri hatırlayacaktır.


15 Ocak 2013 Salı

Anlayamadılar - Nazım Hikmet



Anlayamadılar
 

Biz ince bel, ela göz, sütun bacak için sevmedik güzelim
Gümbür gümbür bir yürek diledik kavgamızda...
Ateşin yanında barut, barutun yanında ateş olasın diye! ..
Rakı sofralarında söylenip, acı tütün çiğnercesine sevdik
ANLAYAMADILAR...

.
Nazım Hikmet Ran
Nazım Usta'nın fazla bilinmeyen ama benim en çok sevdiğim şiirlerinden biri... 

11 Ocak 2013 Cuma

Nabıyonuz beya ?

                                              Nabıyonuz Beya ?
   Beni sorarsınız aynı be ya :) Artık düzenli olarak kpss'ye çalışmaya başladığım için okuma süresini biraz kısalttım ama okumayı  bırakmadım. Aynı anda 2 ya da 3 kitabı birden okumayı tercih ettiğim için şu an okuğum 3 kitap var. Yakında hepsi bitecek. Bunlar; Sabahattin Ali'nin öykülerinin yer aldığı " Değirmen", yine Sabahhatin Ali'nin romanı "İçimizdeki Şeytan" ve Yaşar Kemal'in İnce Memed serisinin ikinci kitabı. ( Serinin ilk kitabını okudum ve yazdım yakında onu da paylaşırım)
  Bunların yanı sıra uzun süredir aklımda olan ama kaleme almadığım hikayeleri yazmaya başladım. Yakında bazı dergilerde yayımlanabilir. Dergide çıktıktan sonra burada da paylaşabilirim.
  Son olarak blogda kitapların yanı sıra bazı konularda yazılar yazacağım. Kalın sağlıcakla...

Kaplumbağalar - Fakir Baykurt

                        
                                                     KAPLUMBAĞALAR - Fakir Baykurt

         Rahatsızlık, kış, yılbaşı derken blogu biraz aksattım. "Kaplumbağalar" ile kaldığımız yerden devam ediyoruz.
         Romanın içeriğine geçmeden yine bir Köy Enstitüsü mezunu, öğretmen Fakir Baykurt'un eserini tanıtmaya çalışağım. Köy hayatını en iyi anlatanlardan biridir Fakir Baykurt.
        Roman Tozak Köyü'nde geçiyor. Köyde çocuklara bir şeyler öğretmeye çalışan Rıza'nın aklına, köydeki Purluk arazisini bağ yapmak gelir. Köyde hiç bağ yoktur. Köylü üzüm ve şarap ihtiyacını köye gelen satıcılardan karşılıyor bu da köylüye pahalı geliyordu. Rıza, ilk önce köyün asabi yaşlılarından Kır Abbas'a söyler olur yanıtını alınca muhtara giderler. Muhtar bir gün olayı köylüye açar ve konuşmalar sonucunda kabul edilir.
       Purluk'un altı taş zannedilir ancak öyle olmadığı görülünce bağ işi daha kısa sürede biter. Her köylüye eşit miktarda bağdan bölüm dağıtılır.
       Romanda bağ yapımını, yapılırken yaşananları, Kır Abbas'ın ailesi ile yaşadıkları, bağa ile herkesten çok ilgilenmesini detaylı olarak anlatılıyor.
      Köy sonunda bağına kavuşur. Bağbozumu zamanı gelir ancak ilk bağbozumunda topladıkları üzümleri "saçı" yaparlar. Saçının ne olduğunu okuyunca öğrenirsiniz.
      Bir gün köye gökten "kara bir şey" düşer. Ben okurken onun ne olduğunu tahmin edemedim, romana devam ettiğimde "kara şey" in ne olduğunu köye kadastro için gelen görevliler açıkladı. Ben de ilk defa "kara şey"in ne olduğunu ve her yere düşebileceğini öğrendim.
     Kadastro memurları köydeki bağı öğrenir. Bağın arazinin köylü arasında bölüşüldüğü memurlara söylenir. Memurlar gittikten sonra köylüye bağın arazisinin devlete ait olduğunu köylüye bir belge ile iletilir.
    Buradan itibaren köylünün el emeği ile yaptığı bağı sahip çıkma, geri alam ve devlet kanunları arasında yaşananlar anlatılıyor.
    En sonunda devlet görevliler sabah bağbozumu yapmak için köye geleceklerdir. Ama geldiklerinde Kır Abbas'ın aklına gelen ve köylülerle birlikte onlara hazırladıkları sürpriz ile karşılaşırlar.Ve roman biter.
   Romanda bir çok karakter var onlar da olaylara yeri geldiğinde dahil olmuşlardır. Baştan sonra zevkle okuyacağınız, sanki siz de bağ yapımında köylüye yardım etmiş gibi hissedeceksiniz.
   Romanın adını almasına sağlayan kaplumbağalardan bilerek hiç bahsetmedim. Daha merak edip romanı okumanız dileğiyle...

7 Aralık 2012 Cuma

Grange - Koloni


                                                          Grange- Koloni

    Roman kilisede org çalan Goetz’in öldürülmesiyle başlıyor.  Bu cinayeti araştırmak için emekli polis Kasdan devreye giriyor ancak olayı Vernoux isimli polise veriyorlar. Kasan gizli olarak olayı araştırmaya devam ediyor. Goetz cinayetinin yanı sıra başka 3 cinayet daha oluyor. Kasdan yanına Volokine adında genç bir polise alarak olayları en ince ayrıntısına kadar incelemeye devam ediyor. Cineyetlerin artması üzerine Vernoux’tan soruşturma alınıyor.  Emekli polis bağlantılarını kullanarak bir çok bilgiye ve kişiye ulaşıyor. Olaylarla bağlantısı olabilecek kişilerle konuşmalar gerçekleştiriyorlar. Bu arada Kasdan ve Volokine’in geçmişleri hakkında bilinmeyenler ortaya çıkıyor. Cinayetlerde kullanılan cinayet aletinin çok farklı bir şey olduğu ortaya çıkıyor ve bu romanın sonlarına doğru ortaya çıkıyor. Romanın sonunda cinayetleri işledikleri düşünülen Koloni’nin olduğu köye giriyor Kasdan ve Volokine. Köyde neler yaşandığını da okuyarak öğrenin.

   Roman bazen sıkıcı olsa da okunabilir bir roman. Yabancı isimlerin fazla olamasından dolayı bazen isimler yüzünden karakterleri karıştırabilirsiniz. Yine birçok dini ve sağlıkla ilgili terim var. Yazacaklarım bu kadar size keyifli okumalar.

24 Kasım 2012 Cumartesi

24 Kasım Öğretmenler Günü


24 Kasım Öğretmenler Günü

    Yazıya başlarken ilk önce Mustafa Kemal Atatürk’ün ve Beşiktaş tribünlerinden Optik Başkan’ın öğretmenler gününü ve tüm öğretmenlerin öğretmenler gününü kutlarım.
    Bugünün acı tarafı ise benim gibi binlerce öğretmenin işsiz evde oturmasıdır. Öğretmeniz ama öğrencilerimiz yok. Bugünü kutlamak gelmiyor içimizden. Devletin yaptığı sınava göre biz yetersisiz ancak şu anda ücretli öğretmenlik için başvursak %90ımız hemen işe başlar. Hani biz yetersizdik ? Yetersiz diyorsan neden ücretli köle olarak işe alıyorsun ? Bizler ücretli öğretmenliğe karşıyken lise-üniversite bitiren herkes ücretli öğretmen olabiliyor. Nerede küçükken bize öğretilen öğretmenlik mesleğinin kutsallığı ? Sistem yüzünden buna uyan kişileri eleştirmiyorum ama “hayvan yetiştiriciliği” bölümünden mezunu da ücretli öğretmen yaparak ne anlatılmak isteniyor ? Öğretmen açığı yoksa bu kadar ücretli öğretmen neden var ? Bir lafım da ataması yapılmayan öğretmenler hakkında bilgisizce konuşanlara! Devlet atıyormuş çalışıp atansalarmış diyenlere! Dilerim ki senin çocuğun derslerine öğretmenlikle alakası olmayan kişiler girer ve sonucu görürsün ! 1 sınav ve 1 gün toplam 4,5 saat süre bütün geleceğin ona bağlı sonuçta hüsranla biterse ömründen 1 yıl çalınıyor. Ve o 1 yılda bırak ayları günler, saatler geçmek bilmiyor.
    Yazacak daha çok şey var da bu kadar yeter. Unutmadan ataması yapılmayan öğretmenlerden Şafak Öğretmenim ve bulutların arasına yükselen 36 öğretmenim sizin de öğretmenler gününü kutlu olsun.


 Öğretmenler öğrencisiz, öğrenciler eğitimsiz kalmasın !

22 Kasım 2012 Perşembe

Sultanı Öldürmek - Ahmet Ümit


                                                            Sultanı Öldürmek        

      Ahmet Ümit’ten yine sürükleyici ve güzel bir roman. Eğer Ahmet Ümit’in başka eserlerini de okumuşsanız bunu da okuyun ya da okumamışsanız bu eserden başlayabilirsiniz.
  Normalde eser başından itibaren tanıtılmaya başlanır ama ben sondan başlayayım. Eserin sonunda, yararlanılan kaynaklar kısmında onlarca kitap ismi var. Belki de bu kadar kaynağı bir tez yazarken bile kullanmayanlar vardır.
    Romanı okumaya başladığınızda ilk 50 sayfada biraz sıkılabilirsiniz ama sonra elinizden bırakamayıp bitirmeye çalışıyorsunuz. Romandaki karakterlerden Müştak ve Nüzhet isimleri az duyduğumuz isimlerden ve bence sözlükteki anlamlarına bakın ve aralarındaki aşkı biraz daha iyi anlamış olursunuz. Ahmet Ümit‘in bazı romanlarında olduğu gibi yine Başkomiser Nevzat, Ali Komiser ve Zeynep komiser de yer alıyor.
       Romanın başında Nüzhet öldürülüyor ve roman boyunca katilin kim olduğu bulunmaya çalışıyor. Sayfalar ilerledikçe romana dahil olan her karaktere “acaba katil bu mu?” diyeceksiniz. Ancak sonuna geldiğinizde tam “hadi ya” derken “hadi be “ deyip  bitireceksiniz.
    Yazının başında birçok kaynaktan yararlanıldığını yazmıştım. Peki neden ? Roman sadece cinayeti ve katilin bulmaya çalışılmasını anlatmıyor. Aynı zamanda İstanbul’un fethini, fethi öncesi her iki taraftaki hazırlıklarını, Fatih ve ailesi hakkında bilgilere ulaşacaksınız. Yıllardır sadece İstanbul 1453 yılında fethedildiğini biliriz ama daha ayrıntılı bilgiye sahip değilizdir. Bu romanla birlikte çeşitli bilgilere sahip olacaksınız. Tarihi bilgiler ve romanın konusu çok iyi bir şekilde işlenerek okuyucuya sunulmuş.
     Daha fazla detaya girmeden bir an önce “Sultanı Öldürmek” adlı romanı alıp okumanızı öneririm.
    Roman ile biraz ilgisiz olacak ama bazen zihnimde hayali masalar oluştururum ve sandalyelere istediğim kişileri  oturturum. Bu masalardan birinde Ahmet Ümit ve Sunay Akın’ın olmasını isterdim. Onlar durmadan anlatsın, çeşitli bilgiler versin siz dinleyin ama böyle bir şey olamayacağı için tek çare kitaplarını alıp okumak ve televizyondaki programlarını izlemek.