Gün aydınlık olmalı,
Böyle mavi, derin
Ve gelse de gece
Ne bize işler ne yüreğimize
Bizden geriye kalacak olan
Bu bozkırdan sonsuz yeşile
Bu uçtan en köşeye
Dilimizden heceye
Vicdanımızın kudretidir
Biz enstitütülüyüz
Kökü topraktan ayırmayan
İşi ustadan koparmayan
Ekini tarladan gelen
Sesini hürriyetten alan
Yüzyıl geçse de kuracağız
Yepyeni bir ülke
Bozkırdan medeniyete...
Filmi izlemeyenlerin en kısa sürede izlemelerini tavsiye ederim, izleyenler şiiri hatırlayacaktır.
MATİZİN KİTAPLIĞI
22 Ocak 2013 Salı
15 Ocak 2013 Salı
Anlayamadılar - Nazım Hikmet
Anlayamadılar
Biz ince bel, ela göz, sütun bacak için sevmedik güzelim
Gümbür gümbür bir yürek diledik kavgamızda...
Ateşin yanında barut, barutun yanında ateş olasın diye! ..
Rakı sofralarında söylenip, acı tütün çiğnercesine sevdik
ANLAYAMADILAR...
.
Nazım Hikmet Ran
Nazım Usta'nın fazla bilinmeyen ama benim en çok sevdiğim şiirlerinden biri...
11 Ocak 2013 Cuma
Nabıyonuz beya ?
Nabıyonuz Beya ?
Beni sorarsınız aynı be ya :) Artık düzenli olarak kpss'ye çalışmaya başladığım için okuma süresini biraz kısalttım ama okumayı bırakmadım. Aynı anda 2 ya da 3 kitabı birden okumayı tercih ettiğim için şu an okuğum 3 kitap var. Yakında hepsi bitecek. Bunlar; Sabahattin Ali'nin öykülerinin yer aldığı " Değirmen", yine Sabahhatin Ali'nin romanı "İçimizdeki Şeytan" ve Yaşar Kemal'in İnce Memed serisinin ikinci kitabı. ( Serinin ilk kitabını okudum ve yazdım yakında onu da paylaşırım)Bunların yanı sıra uzun süredir aklımda olan ama kaleme almadığım hikayeleri yazmaya başladım. Yakında bazı dergilerde yayımlanabilir. Dergide çıktıktan sonra burada da paylaşabilirim.
Son olarak blogda kitapların yanı sıra bazı konularda yazılar yazacağım. Kalın sağlıcakla...
Kaplumbağalar - Fakir Baykurt
KAPLUMBAĞALAR - Fakir Baykurt
Rahatsızlık, kış, yılbaşı derken blogu biraz aksattım. "Kaplumbağalar" ile kaldığımız yerden devam ediyoruz.
Romanın içeriğine geçmeden yine bir Köy Enstitüsü mezunu, öğretmen Fakir Baykurt'un eserini tanıtmaya çalışağım. Köy hayatını en iyi anlatanlardan biridir Fakir Baykurt.
Roman Tozak Köyü'nde geçiyor. Köyde çocuklara bir şeyler öğretmeye çalışan Rıza'nın aklına, köydeki Purluk arazisini bağ yapmak gelir. Köyde hiç bağ yoktur. Köylü üzüm ve şarap ihtiyacını köye gelen satıcılardan karşılıyor bu da köylüye pahalı geliyordu. Rıza, ilk önce köyün asabi yaşlılarından Kır Abbas'a söyler olur yanıtını alınca muhtara giderler. Muhtar bir gün olayı köylüye açar ve konuşmalar sonucunda kabul edilir.
Purluk'un altı taş zannedilir ancak öyle olmadığı görülünce bağ işi daha kısa sürede biter. Her köylüye eşit miktarda bağdan bölüm dağıtılır.
Romanda bağ yapımını, yapılırken yaşananları, Kır Abbas'ın ailesi ile yaşadıkları, bağa ile herkesten çok ilgilenmesini detaylı olarak anlatılıyor.
Köy sonunda bağına kavuşur. Bağbozumu zamanı gelir ancak ilk bağbozumunda topladıkları üzümleri "saçı" yaparlar. Saçının ne olduğunu okuyunca öğrenirsiniz.
Bir gün köye gökten "kara bir şey" düşer. Ben okurken onun ne olduğunu tahmin edemedim, romana devam ettiğimde "kara şey" in ne olduğunu köye kadastro için gelen görevliler açıkladı. Ben de ilk defa "kara şey"in ne olduğunu ve her yere düşebileceğini öğrendim.
Kadastro memurları köydeki bağı öğrenir. Bağın arazinin köylü arasında bölüşüldüğü memurlara söylenir. Memurlar gittikten sonra köylüye bağın arazisinin devlete ait olduğunu köylüye bir belge ile iletilir.
Buradan itibaren köylünün el emeği ile yaptığı bağı sahip çıkma, geri alam ve devlet kanunları arasında yaşananlar anlatılıyor.
En sonunda devlet görevliler sabah bağbozumu yapmak için köye geleceklerdir. Ama geldiklerinde Kır Abbas'ın aklına gelen ve köylülerle birlikte onlara hazırladıkları sürpriz ile karşılaşırlar.Ve roman biter.
Romanda bir çok karakter var onlar da olaylara yeri geldiğinde dahil olmuşlardır. Baştan sonra zevkle okuyacağınız, sanki siz de bağ yapımında köylüye yardım etmiş gibi hissedeceksiniz.
Romanın adını almasına sağlayan kaplumbağalardan bilerek hiç bahsetmedim. Daha merak edip romanı okumanız dileğiyle...
Etiketler:
fakir baykurt,
kaplumbağalar,
kır abbas,
saçı
7 Aralık 2012 Cuma
Grange - Koloni
Grange- Koloni
Roman kilisede org çalan Goetz’in
öldürülmesiyle başlıyor. Bu cinayeti
araştırmak için emekli polis Kasdan devreye giriyor ancak olayı Vernoux isimli
polise veriyorlar. Kasan gizli olarak olayı araştırmaya devam ediyor. Goetz
cinayetinin yanı sıra başka 3 cinayet daha oluyor. Kasdan yanına Volokine
adında genç bir polise alarak olayları en ince ayrıntısına kadar incelemeye
devam ediyor. Cineyetlerin artması üzerine Vernoux’tan soruşturma alınıyor. Emekli polis bağlantılarını kullanarak bir
çok bilgiye ve kişiye ulaşıyor. Olaylarla bağlantısı olabilecek kişilerle
konuşmalar gerçekleştiriyorlar. Bu arada Kasdan ve Volokine’in geçmişleri
hakkında bilinmeyenler ortaya çıkıyor. Cinayetlerde kullanılan cinayet aletinin
çok farklı bir şey olduğu ortaya çıkıyor ve bu romanın sonlarına doğru ortaya
çıkıyor. Romanın sonunda cinayetleri işledikleri düşünülen Koloni’nin olduğu
köye giriyor Kasdan ve Volokine. Köyde neler yaşandığını da okuyarak öğrenin.
Roman bazen sıkıcı olsa da
okunabilir bir roman. Yabancı isimlerin fazla olamasından dolayı bazen isimler
yüzünden karakterleri karıştırabilirsiniz. Yine birçok dini ve sağlıkla ilgili
terim var. Yazacaklarım bu kadar size keyifli okumalar.
24 Kasım 2012 Cumartesi
24 Kasım Öğretmenler Günü
24 Kasım Öğretmenler Günü
Yazıya başlarken ilk önce Mustafa Kemal
Atatürk’ün ve Beşiktaş tribünlerinden Optik Başkan’ın öğretmenler gününü ve tüm
öğretmenlerin öğretmenler gününü kutlarım.
Bugünün acı tarafı ise benim gibi
binlerce öğretmenin işsiz evde oturmasıdır. Öğretmeniz ama öğrencilerimiz yok. Bugünü
kutlamak gelmiyor içimizden. Devletin yaptığı sınava göre biz yetersisiz ancak
şu anda ücretli öğretmenlik için başvursak %90ımız hemen işe başlar. Hani biz
yetersizdik ? Yetersiz diyorsan neden ücretli köle olarak işe alıyorsun ?
Bizler ücretli öğretmenliğe karşıyken lise-üniversite bitiren herkes ücretli
öğretmen olabiliyor. Nerede küçükken bize öğretilen öğretmenlik mesleğinin
kutsallığı ? Sistem yüzünden buna uyan kişileri eleştirmiyorum ama “hayvan
yetiştiriciliği” bölümünden mezunu da ücretli öğretmen yaparak ne anlatılmak
isteniyor ? Öğretmen açığı yoksa bu kadar ücretli öğretmen neden var ? Bir
lafım da ataması yapılmayan öğretmenler hakkında bilgisizce konuşanlara! Devlet
atıyormuş çalışıp atansalarmış diyenlere! Dilerim ki senin çocuğun derslerine
öğretmenlikle alakası olmayan kişiler girer ve sonucu görürsün ! 1 sınav ve 1
gün toplam 4,5 saat süre bütün geleceğin ona bağlı sonuçta hüsranla biterse
ömründen 1 yıl çalınıyor. Ve o 1 yılda bırak ayları günler, saatler geçmek
bilmiyor.
Yazacak daha çok şey var da bu
kadar yeter. Unutmadan ataması yapılmayan öğretmenlerden Şafak Öğretmenim ve bulutların
arasına yükselen 36 öğretmenim sizin de öğretmenler gününü kutlu olsun.
Öğretmenler öğrencisiz, öğrenciler eğitimsiz kalmasın !
22 Kasım 2012 Perşembe
Sultanı Öldürmek - Ahmet Ümit
Sultanı Öldürmek
Ahmet Ümit’ten yine sürükleyici ve güzel bir
roman. Eğer Ahmet Ümit’in başka eserlerini de okumuşsanız bunu da okuyun ya da
okumamışsanız bu eserden başlayabilirsiniz.
Normalde eser başından
itibaren tanıtılmaya başlanır ama ben sondan başlayayım. Eserin sonunda,
yararlanılan kaynaklar kısmında onlarca kitap ismi var. Belki de bu kadar
kaynağı bir tez yazarken bile kullanmayanlar vardır.
Romanı okumaya başladığınızda
ilk 50 sayfada biraz sıkılabilirsiniz ama sonra elinizden bırakamayıp bitirmeye
çalışıyorsunuz. Romandaki karakterlerden Müştak ve Nüzhet isimleri az
duyduğumuz isimlerden ve bence sözlükteki anlamlarına bakın ve aralarındaki
aşkı biraz daha iyi anlamış olursunuz. Ahmet Ümit‘in bazı romanlarında olduğu
gibi yine Başkomiser Nevzat, Ali Komiser ve Zeynep komiser de yer alıyor.
Romanın başında Nüzhet
öldürülüyor ve roman boyunca katilin kim olduğu bulunmaya çalışıyor. Sayfalar
ilerledikçe romana dahil olan her karaktere “acaba katil bu mu?” diyeceksiniz.
Ancak sonuna geldiğinizde tam “hadi ya” derken “hadi be “ deyip bitireceksiniz.
Yazının başında birçok
kaynaktan yararlanıldığını yazmıştım. Peki neden ? Roman sadece cinayeti ve
katilin bulmaya çalışılmasını anlatmıyor. Aynı zamanda İstanbul’un fethini,
fethi öncesi her iki taraftaki hazırlıklarını, Fatih ve ailesi hakkında bilgilere
ulaşacaksınız. Yıllardır sadece İstanbul 1453 yılında fethedildiğini biliriz
ama daha ayrıntılı bilgiye sahip değilizdir. Bu romanla birlikte çeşitli
bilgilere sahip olacaksınız. Tarihi bilgiler ve romanın konusu çok iyi bir
şekilde işlenerek okuyucuya sunulmuş.
Daha fazla detaya girmeden
bir an önce “Sultanı Öldürmek” adlı romanı alıp okumanızı öneririm.
Roman ile biraz ilgisiz olacak
ama bazen zihnimde hayali masalar oluştururum ve sandalyelere istediğim
kişileri oturturum. Bu masalardan
birinde Ahmet Ümit ve Sunay Akın’ın olmasını isterdim. Onlar durmadan anlatsın,
çeşitli bilgiler versin siz dinleyin ama böyle bir şey olamayacağı için tek
çare kitaplarını alıp okumak ve televizyondaki programlarını izlemek.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)